İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri, kamuoyunda “Mekke Antlaşması” olarak bilinen Mekke Ortak Savunma Antlaşması'na karşı Kadıköy İskele Meydanı'nda bir araya geldi. Eylemde, Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile kurduğu savunma iş birliğinin bölgesel çatışmalar üzerindeki olası etkileri tartışıldı. Yapılan basın açıklamasında, antlaşmanın Türkiye'yi Orta Doğu'daki askeri gerilimlerin içine çekebileceği belirtilerek, TBMM'ye anlaşmayı onaylamama çağrısı yapıldı.
Gençlerin askeri olarak gönderilmesi endişesi
DİSK İstanbul Bölge Temsilcisi Asalettin Arslanoğlu, eylemde yaptığı konuşmada, antlaşmanın Amerikan emperyalizminin bir parçası olduğunu ileri sürdü. Arslanoğlu, Suudi emperyalizminin zor durumda kaldığı anlarda Türkiye ve Pakistan'dan destek arandığını belirterek, antlaşmanın Anadolu coğrafyasından gençleri askeri olarak göndermek amacıyla yapıldığını iddia etti. Arslanoğlu, “Türkiye’nin gençleri başka ülkelerin çıkarları için savaşa gönderilmemeli” diyerek, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan ve Meclis gündemine gelmesi beklenen antlaşmaya karşı çıktı.
Arslanoğlu ayrıca, Filistin'de yaşanan süreçte devletin aksiyon almadığını savunurken, Suudi Arabistan'ın sıkıştığı durumlarda benzer bir refleks gösterildiğini öne sürdü. Yemen'deki direnişe atıfta bulunan Arslanoğlu, iktidarın Amerikan emperyalizmine asker göndermek istediğini iddia ederek, çocukların emperyalizme askerlik yapmasını istemediklerini ifade etti.
Antlaşmanın içeriği ve bölgesel etkileri
Emekçi Hareket Partisi'nden Ulaş Deniz Ülküseven tarafından okunan basın metninde, Mekke Ortak Savunma Antlaşması'nın 7 Ağustos'ta halka danışılmadan imzalandığı iddia edildi. Ülküseven, antlaşmanın Dışişleri Komisyonu'ndan geçtiğini ve Meclis Genel Kurulu'na getirilmeye hazırlandığını belirtti. Ayrıca, Meclis onayı beklenmeden 5 Ekim'de Riyad'da Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi'nin toplandığını ve Suudi Arabistan'a askeri kuvvet gönderme kararının alındığını ifade etti.
Ülküseven, antlaşmanın taraflardan birine yönelik saldırıyı tümüne yönelmiş sayacağı hükmünü taşıdığını dile getirdi. Bu durumun; Suudi hanedanının Yemen'deki savaşı, Pakistan'ın komşularıyla olan gerilimi ve İran'a yönelik saldırganlıkları Türkiye'nin sorumluluk alanına sokabileceği savunuldu. Antlaşma onaylanırsa, çıkış hakkının on yıl boyunca askıya alınacağı uyarısında bulunuldu.
Ekonomik koşullar ve savaşın faturası
Eylemde, askeri harcamaların artmasının sosyal haklar üzerindeki etkilerine de değinildi. Ülküseven, silahlanma ve askeri bütçelerin genişlemesinin; eğitim, sağlık ve barınma gibi alanlardan kesilerek savaş ittifaklarına aktarıldığını ileri sürdü. Mevcut ekonomik verilere değinilerek, asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı ve emekçilerin yoksulluğa mahkûm edildiği belirtildi.
Basın açıklamasında, savaşın faturasının emekçilerin sırtına yüklenmeye çalışıldığı ve 'savaş hali' gerekçesiyle ücretlerin bastırılması ile grev yasaklarının artırılmasına izin verilmeyeceği vurgulandı. Avrupa'daki liman işçilerinin ve Türkiye'deki çeşitli liman işçilerinin silah sevkiyatına karşı duruşlarına atıfta bulunularak, “Savaş için çalışmayacağız, savaş için ölmeyeceğiz” denildi.
TBMM'ye ret çağrısı
Son olarak, iktidarın bölgede yeni savaş cepheleri açtığı iddia edilerek TBMM'ye doğrudan çağrıda bulunuldu. Açıklamada, “Mekke Antlaşması’nı reddedin, savaş tezkeresine ret oyu verin!” ifadesi kullanıldı. Halkların çıkarının barış, demokrasi ve bağımsızlık mücadelesinde olduğu belirtilerek, tüm işçi, kadın ve gençlere bu planın karşı durulması için mücadeleyi büyütme çağrısı yapıldı.



