Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, 30 Ekim 2024 tarihinde düzenlenen operasyonla gözaltına alınarak tutuklanması ve görevden uzaklaştırılması sürecine ilişkin tanıklıklarını paylaştı. Özer, operasyonun gerçekleştiği günün öncesinde 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına katıldığını ve ardından evine gittiğini belirtti. Şafak vaktinde onlarca polisin evini kuşattığını ifade eden Özer, eşinin kendisini uyandırmasına fırsat verilmeden götürüldüğünü dile getirdi.

Kayyum atama süreci ve iddialar

Gözaltına alınma sürecinde henüz hâkim karşısına çıkmadan Esenyurt Belediyesi'ne kayyum atandığına dair haberlerin çıktığını söyleyen Özer, tutuklanmasının ardından Silivri Cezaevi'ne gönderildiğini belirtti. Sürecin belediyeye kayyum atanması amacıyla yürütüldüğünü savunan Özer, “Adeta ‘Ver belediyeyi, gir içeriye, suçun ne olduğuna sonra bakarız’ dediler ve o süreç böyle başladı.” ifadelerini kullandı.

Belediye yönetimine yönelik incelemelerde herhangi bir kamu zararı tespit edilmediğini ileri süren Özer, kendi dönemlerinin detaylı bir şekilde incelendiğini ancak bir kuruş bile kamu zararı oluşmadığını savundu. Hakkındaki tüm iddialardan beraat ettiklerini belirten Özer, aylarca hapishanede tutulması nedeniyle kendisine 'görevi ihmal' suçunun uydurulduğunu iddia etti. Ayrıca, kayyum yönetimine ilişkin iddialara değinerek, kayyumun getirdiği başyardımcısının evinde bir servet ele geçirildiğini öne sürdü.

Akademik geçmiş ve siyasi duruş

Akademisyenlik geçmişine vurgu yapan Özer, bugüne kadar 40'ın üzerinde kitap yazdığını, 40 bin öğrenci yetiştirdiğini ve barış ile demokrasi konularında mücadele ettiğini ifade etti. Üniversitelerde bölüm başkanlığından rektörlüğe kadar çeşitli görevler üstlendiğini, GAP master plan çalışmasında ve Devlet Planlama Teşkilatı'nda görev aldığını belirten Özer, tüm kariyeri boyunca barış, demokrasi ve kardeşlikten yana bir tavır sergilediğini söyledi. Hakkında daha önce herhangi bir soruşturma bulunmadığını, belediye başkanı seçildikten sonra örgüt üyeliği suçlamasıyla tutuklandığını belirtti.

Tutukluluk sürecinin aileye etkisi

Tutukluluk sürecinin sadece kendisini değil, ailesini de derinden etkilediğini belirten Özer, kızı Seraf Özer'in 375 gün boyunca her koşulda kendisini ziyaret ettiğini söyledi. Eşinin bu süreçte çok kilo verdiğini ve oğlunun işini bıraktığını ifade eden Özer, torununun cezaevinde kendisine gelerek “Dedeciğim, senin buradaki işin bitmedi mi? Artık yeter, seni çok özledik, gel eve” dediği anı paylaştı. Cezaevindeki sürecin aileler üzerinde de büyük bir yük oluşturduğunu vurguladı.

Adalet ve hukuk vurgusu

Hukuk sisteminde tutukluluğun bir istisna olması gerektiğini savunan Özer, asıl olanın seçilmiş belediye başkanlarının tutuksuz yargılanması olduğunu belirtti. Geçmişte benzer süreçlerden geçen belediye başkanlarının örneklerini hatırlatan Özer, uzun süren yargılamaların bir cezalandırma yöntemine dönüştüğünü ifade etti. Türkiye'nin en büyük sorunlarından birinin ekonomik krizin yanı sıra adaletsizlik olduğunu söyleyen Özer, hukuka duyulan güvenin yeniden tesis edilmesi gerektiğini vurguladı.

Demokrasinin işlemesi için hukukun herkese eşit ve adil uygulanması gerektiğini belirten Özer, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkının esas alınması gerektiğini söyledi. Sözlerini, “Adalet devletin dinidir, adalet zaafa uğrarsa devlet zaafa uğrar” diyerek ve adaletin ihya olduğu günlerde buluşma temennisiyle tamamladı.